Suriye Satrancı ve Bizi Bekleyen Riskler

Suriye Satrancı ve Bizi Bekleyen Riskler

Kardefsam Müdürü Akın Üner'den Stratejik Analiz



Türk ordusunun Afrin'de başlattığı "Zeytin Dalı" operasyonunun askeri manada başarıyla neticeleneceğinden kimsenin şüphesi yok. Türk Ordusu, bu türden bir operasyonu başarıyla neticelendirecek teknik donanıma ve tecrübeye sahiptir.Ancak Suriye'de oynanan satrancın orta ve uzun vadede belli riskler taşıdığı gerçeğini hiç unutmamak gerekir.

Son dönemde moda haline gelen "vekaleten savaş" oyunlarının icra edildiği bu bölgede, Rusya, Suriye rejimi ve İran'ın beslemelerine karşılık Amerikalılar da PKK/PYD'li grupları koruyup kolluyor. İşin ilginç tarafı, Ruslar da Suriye rejiminin düşmanı cihatçı guruplara karşı Kürt unsurları kullanışlı bir silahlı dinamik olarak gördüğü için Amerikalılara terk etmek istemiyor. Kürtler de bu tablodan kendilerine mümkünse bir bağımsız devlet, bu mümkün değilse gelecekte özerk bir Kürt bölgesel yönetimi çıkartmanın hesapları içinde...

PKK'nın geçmişten bu yana Suriye Kürtlerinin insan gücünden yararlandığı gerçeği ortadayken Türkiye'nin böyle bir oluşuma izin vermek istememesi doğaldır.Ancak iki büyük ülke tarafından kullanılan bir bölgesel dinamiği yok edebilecek askeri ve diplomatik gücü sahaya yansıtmak hiç de kolay olmayacak. Afrin'le ve hatta Mümbiç'le bu iş bitmeyecektir. Fırat'ın doğusuna da geçmek ve müdahale etmek gerekecektir.

ABD'nin Suriye'de elindeki tek tutar dal olan PKK/PYD kartının Türkiye tarafından yok edilmesine göz yumması için mutlaka paradigma değişikliğine gitmesi lazım.

Bu durumda Amerikalılar ya Türkiye'yi bir tür askeri/ekonomik/siyasi veya şu an aklımıza gelmeyen bir biçimde durdurmayı deneyeceklerdir ya da ikinci ihtimal itiraz eder gibi görünüp Türk ordusunun Kuzey Suriye'de çok geniş bir alanı kontrol altına alacak bir dizi operasyonuna göz yumacaklardır.Birinci seçenek için aklıma bir zamanlar Ege'de "yanlışlıkla" füze ile vurulan zırhlımız geliyor. Belki bir suikast ya da büyük terör eylemleri... Allah korusun...

İkinci seçenek ise Türkiye'nin Suriye'de çok geniş bir alanı kontrol etmesinden sonra oluşacak tabloda bu defa Suriye rejimi ve dolayısıyla Rusya - İran ittifakıyla karşı karşıya kalmasını beklemek olabilir. Bu durumda zaten ekonomik olarak da ülkemizi zorlayan bir askeri tablo ortaya çıkacaktır ve ABD bu tablodan yararlanarak Türkiye'nin mecburen kendisine yaklaşacağını hesaplayacaktır.

Suriye'deki durum, zamanla Pakistan'ın Afganistan kaynaklı bir istikrarsızlık sürecine sokulmasına benzeyebilir.

Peki ne yapılması lazım derseniz...Afrin operasyonu kaçınılmazdı. Bir anlamda Fırat Kalkanı operasyonunun devamı niteliğinde... Türkiye, Suriye'de ya masadan çekilecekti ya da el arttıracaktı. Masadan çekilmenin bedeli itibarsızlaşma ve Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olamama gibi sorunlar doğuracağı için ileri adım atmak zorunda kaldık.

Ancak ABD'nin PKK/PYD'yi aşırı silahlandırarak Türkiye'yi tahrik ettiğinden şüphelenilmelidir. Bizi daha fazla bataklığa çekip daha sonra sahada oluşacak tablodan çekilemeyeceğimiz bir yere kadar sürüklenmemizi bekliyorlar belki de...

Türk devlet aklı, bu tür uzun vadeleri görecek diplomatik birikime sahiptir. Hamaset yerine aklı selimle yol almak gerekiyor. Suriye konusunu iç politika malzemesi yapmaktan özenle kaçınıp HDP hariç tüm siyasi partilerle istişareli bir dış siyaset izlemekte yarar bulunuyor.

Suriye rejimi ile diplomatik temasları arttırmak, Rusya ve ABD arasında süren bilek güreşinin bir gün uzlaşma ile neticelendiğinde masada yapıcı, sözüne güvenilen ve etkili bir güç olarak kalabilmek izlenecek siyasetin temel amacı olmalıdır. Ayrıca meselenin hızlı biçimde halli, Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmesi ve Suriye'nin istikrarlı bir dost ülke olarak kendi bütünlüğünü sağlaması için tüm taraflarla yapıcı bir duruş sergilenmesinde fayda bulunuyor.

Ülkemizi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların milli birlik ruhu ile meseleye ulusal bir dış politika perspektifinden bakabilmeleri büyük önem taşıyor.

Akın ÜNER
KARDEFSAM Müdürü