
Bir Maniniz Yoksa Eski Komşularınız Size Gelecek (2)
RECEP YILMAZ YUNANİSTAN'DA GEZDİ, GÖRDÜ, YAZDI
Sabah uykumuzu almış bir şekilde erken sayılabilecek bir vakitte uyanıp kahvaltımızı yapıyoruz, otelin sahibesi yine çok güler yüzlü adeta bir arzunuz varmı dercesine gözümüzün içine bakıyor, kahvaltımız bittiğinde karşıdaki çal dağlarının doyumsuz manzarasını izliyoruz, otelin son derece bakımlı bahçesinde poz poz hatıra fotoğrafları çekiyoruz.
Bavullarımızı toplayıp otomobilimize yerleştiriyoruz saat sabah 10 civarı gideceğimiz şehir Drama, 2014 yılında Samsunda düzenlenen mübadele kongresinde tanıştığım Samsun un Kavak ilçesi karadağ köyü kökenli Despoina Vasileaiadou ve Ğambros [damat] diye hitap ettiğim eşi Yorgosla buluşacağız, kısa bir yolculuktan sonra Dramaya yanaşıp Despoina kardeşime yerimi bildiriyorum, beş dakika bile dolmadan bizi buluyorlar, az sonra Drama şehrini yine gezeceğim, bir önceki gezimde Dramayı gezdiğim için çoğu yeri biliyorum, ama arkadaşlarım ilk kez görecekler, bir görüşe göre eski Yunancada su manasına gelen Idro kökünden Idromas adı türemiş rivayet doğrumudur bilemem ama Drama gerçekten suyun çok bol olduğu bir şehir her yerden sular akıyor göz göz akan sular değirmen taşlarını döndürüyor, haliyle bol miktarda değirmende var.
Desponia Türkiyede uzun zaman öğretmenilk yapmış, kendi çabalarıyla farsça , Osmanlıca öğrenmiş biri, ayrıca osmanlı arşivlerinden yararlanarak yazdığı kitabıda bitirmek üzere, rehberliğine gerçekten diyecek yok, Dramanın, Ortodoks, Müslüman ve yahudi mahallelerini gezdiriyor, şehir hakkında oldukça fazla bilgileniyoruz vaktin hızla geçiyor, haydi bize gidiyoruz yemekler hazır diyor gülerek, gerçektende çok acıktığımızı hissediyoruz, 10 parmağında 10 hüner olan Desponia kardeşim yemek konusundada çok becerikli biz balkonda eşi Yorgos ile sohbet ederken hızlı bir şekilde masayı hazırlamaya başlıyor, Yunanistanda salata masaların baştacı ve olmazsa olmazı, masadaki salata adeta göz dolduruyor, haşlanmış brokoli ve karnıbaharlarda masamızı süslüyor pilavın yanında sunduğu saatlerce kısık ateşte haşlanmış dana etinin lezzetini unutmamız mümkün değil, iştahla yemeğimizi yiyoruz yemek sonrası bir surpriz bizi belkiyor, Yunanistanda neredeyse hiç bilinmeyen çay demleme olayı bu evde geçerli değil, istanbulda edinilen alışkanlık bizim karşımıza bir surpriz olarak çıkıyor, demleme çaya bir daha uzun zaman rastlayamayacağımızı bildiğimden peş peşe çaylarımızı yuvarlıyoruz, hepimizin keyfi yerinde birazda evi inceleme fırsatı buluyoruz iki katlı bahçeli ev mütevazi bir şekilde döşenmiş abartı hiç yok , her yer pırıl pırıl.
Biraz da Desponianın samimi duruşundan yüz bularakDramada beni bekleyen bir arkadaşımı davet edip edemeyeceğimi soruyorum tabiki alacağım cevap olumlu, Maria Hatziathanasiodu kardeşime telefon açıyoruz 10 dakika sonra elinde paketlerle evi buluyor, anadolu rumları hediye verme meraklısı belliki geçmiş yüzyılların geleneklerini aynı şekilde sürdürüyorlar, Marianın Türkçeside gayet düzgün sohbet gittikçe koyulaşıyor, iki toplum arasındaki müthiş benzerlik ve ortak kültür sohbetimizin konusu, sohbeti kendi haline bıraksak akşamı edeceğiz, zoraki izin istiyoruz üzülüyorlar karşılıklı davet tekliflerinin ardından sarılarak vedalaşıyoruz, bir zamanlar Dramayı terkeden mübadillerin arkasından hiç el sallanmasada bizim arkamızdan sallanan elleri arabamız oradan uzaklaşana kadar görebiliyoruz.
Yeni rotamız yarım saat mesafedeki Nea Bafra, 1922 yılında bafradan gelen 80 hanenin kurdukları yeni bir şehir adında bu nedenle yeni anlamına gelen Nea var, Orada bizi bekleyen Maria Georgiadou ve Stella Papadopoulou var, ikisiylede facebooktaki Nea Bafra sayfasında tanıştım , sizin anlayacağınız onları bende ilk kez göreceğim, hava kararmak üzereyken Nea Bafraya giriyoruzne olur ne olmaz gecikiriz belki düşüncesiyle şehre girmeden kimseyi aramıyoruz, artık şehrin içindeyiz telefonla irtibat kuruyoruz heyecanlı bir ses tonuyla bekleyin hemen sizi alacağız diyorlar az sonra gelen arabadan inen iki güleryüz bizi hemen buluyor, yine kardeşçesine sarmaş dolaşız, onlarda diğerleri gibi haydi eve gidiyoruz diyorlar.
Kısa bir yolculuktan sonra Marianın iki katlı evindeyiz, Rumlar pek rahat duran tipler değil yine bir sürü hazırlık yapılmış, sigarayı bıraktıktan sonra zaten kilo problemim vardı şimdi sorun iki katına çıkacaktı, yemezsem üzülüyorlardı, çaresizce yapılanların tamamını azar azarda olsa tattık, biz bir yere misafir olacağımızı sanıyorduk ama durum hiçte öyle değilmiş Maria ve Stella babalarına misafirleri getireceklerine dair söz vermişler önce Stellanın baba evine gitmeye karar verdik, eski anadolu geleneği yine karşımızda kapılar kilitlenmemiş kapının koluna dokunuyoruz kapı açılıyor karşımıza bizim Baframızda görsek diğer bafralılardan her yönüyle ayırt edemeyeceğimiz 70 yaşlarında sevimli bir adam çıkıyor , tam bir Bafra şivesiyle hoş geldiz hoş geldiz diyor.
Hoş bulduk cevabını verdikten sonra adının Lefter olduğunu öğreniyoruz, eşi de mutfakta , ne yapıyorsun dediğimde evelek otu paklıyom diyor. Bunlar su katılmamış Bafralı diyorum arkadaşlarıma Lefter amca konuşmayı seven biri Bafrada gidip köyü topuzoyu bulmuş köylerinde günümüzde neredeyse hiç yerleşim yok kapıkayası köyü civarında bugün topuz kayası denilen yer, ama ona göre orası babilin asma bahçeleri gibi ,, annatığı mübadele yıllarını hüzünle dinliyoruz büyüklerinden çok şey dinlemiş, ama suçlayıcı veya bir tarafı haklı çıkaran tek bir cümlesi dahi olmamış aksine biz gardaşız diyordu.
Arasıra bizi hüzünlendirsede çok neşeli adam gibi bir adamdı evdeki sohbet çok güzeldi ama saat ilerliyordu bu kez oradan ellerini öperek ayrılacaktık, olmazsa olmaz hediye paketlerini çoktan hazırlamışlardı, şimdi sıra Marianın baba evindeydi az sonra yine iki katlı büyük bir bahçesi olan bir evin önünde otomobillerimizi park edecektik evin önünde aylar öncesinden kapalı olduğu her halinden belli bir taverna var, kasalar dolusu toplanmış zeytinlerin önünden geçerek Marianın baba evinin zilini çalıyoruz kapıyı açan güler yüzlü sempatik kadın Türkçe hoş geldiniz diyor.
Maria annem diye tanıştırıyor, tüm ısrarlara rağmen ayakkbılarımızı çıkarıp eve giriyoruz, misafirler yunanistanda eve girerken ayakkabılarını çıkarmıyorlar bu adeti biz bozuyoruz, evin içi kalabalık, baba Giannis,in baldızı , bacanağı kayın validesi ve torunlar evdeler, yine dil sorunu yaşamıyoruz, az sonra kendi yaptıkları likörü ikram ediyorlar bafrada bizimde kren dediğimiz kızılcık likörü çok nefis, şarap şişeleri peşpeşe açılıyor, Giannis baba eskiden evin önündeki tavernayı eşi ile birlikte işletir buzuki çalar eşide oynayarak ona eşlik edermiş diyabet hastası olduktan sonra tavernayı kapatmış, biraz sohbetten sonra buzukiyi eline alan Giannis Konyalı, Ehe ya panagia, oğlan oğlan kalk gidelim, İzmirin kavakları gibi anadolu kökenli türkülerle ömrümüz boyunca unutamayacağımız müzik ziyafeti verecek bizde bu anı videoya alıp ölümsüzleştirecektik, rum evlerindeki hediye verme işini iyice öğrenmiştik bu kez hediyeyi ben tayin edecektim, evin her yanında kurutulmuş bitki çayları vardı ve onlardan çeşit yaparak kendi hediyemizi kendimiz yaratacaktık.
Saat geceyarısını çoktan geçmiş... Yorulmuştuk. 10 dakika yolculuktan sonra otel Farage, deydik otelimize kadar bizi getiren Stella ve Maria ile vedalaştık ve Türkiyeye geleceklerine dair söz aldık.
Devamı var.
Recep Yılmaz